Nedim Saban büyük aşkını anlattı

06 Ocak 2015 Salı 14:26

‘’Dizide popüler olanların şöhretleri çok uzun sürmüyor çoğu silinip gidiyor’’ diyen ünlü tiyatro sanatçısı Nedim Saban, tiyatronun oyuncular için er meydanı olduğunu söylüyor.

Nedim Saban büyük aşkını anlattı
 Tiyatro Kare’nin 20’nci yılını kutlayan Nedim Saban Kadın TV’ye tiyatroya nasıl aşık olduğunu ve ‘Zübük’ oyununu anlattı.


İşte röportajın devamı…


Bir tiyatro tutkunu olarak kurduğunuz Tiyatro Kare'nin başarısındaki
sırlarından bahseder misiniz?

Tiyatrokare'nin geniş bir repertuara sahip, kurumsal bir tiyatro olmasına özen gösteriyoruz. Farklı yaşlara, farklı seyirci kitlelerine hitap eden, ustalarla gençleri özenle hazırlanmış projelerde buluşturan bir repertuar politikamız var. Tiyatro sadece büyük şehirlerde olmamalı düşüncesiyle, oyunlarımızı yaygın biçimde yurdun her köşesinde oynuyoruz.
Bir vakıf gibi çalışıyoruz. Bir oyunumuz kar ederse, bunun kaynaklarını diğer bir prodüksiyona aktararak, sürekli üretim halinde olmaya çabalıyoruz. 23 yılda önemli işlere imza attık, yüzlerce meslektaşımıza üretim imkanı ve istihdam olanağı sağladık, ancak ben kendi adıma yapabileceklerimin sadece %25'ini yaptığımı düşünüyorum. Buna da şükür diyelim.



Tiyatroya olan tutkunuz çocuk sayılacak bir yaşta başladı. Bir çocuk
tiyatroya nasıl aşık olur?


Öncelikle mekana aşık olmuştum ben. 1976 yılında "Birlikte Oynayalım" diye bir çocuk oyunu izlemiştim. Oyun interaktifti, bu çok cazip gelmişti, ama Tepebaşı Deneme Sahnesi'nde oynanması çok daha cazipti. Tepebaşı Tiyatrosu'nu yakmışlardı, küllerinden kurtarılan terzihaneyi bir minik deneme sahnesine dönüştürmüşlerdi. Seyirci her yanda oturuyor, oyun ortada oynanıyordu. Öylesine etkilendim ki, her hafta gitmeye başladım. Bazen o kadar erken gidiyordum ki, daha temizlik bile yapılmamış oluyordu, içeri sızıp hazırlık sürecini seyrediyordum. Oyuna seyircinin katılabilmesi için sorulan bilmecenin cevabını öğrenmiştim, onlar da kimse nasılsa iki kez gelmez diye hep aynı bilmeceyi soruyorlardı. 29 kez aynı bilmeceyi bildim, sonunda oyuna aldılar...
1980'lerde Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu kurs açmıştı... Akşamları kursa gidiyordum, oradaki tüm oyunları izliyordum. Okulum Samanyolu Sokağa çok yakındı, öğle tatillerinde tiyatroya kaçıp, sadece oyun fotoğraflarına bakıyordum. Bazen göz yaşlarımı tutamıyordum.
Şimdi şehir rantiyeleri böyle salonları yıktı, yeni çocuklar nasıl aşık olur bilemiyorum doğrusu


Twitter profilinizde “Tiyatrocuyum, tiyatro sanatçısı değil” diyorsunuz. Sizce aradaki fark nedir?

Zaten tiyatro bir sanat, tiyatro sanatçısı demek full dolu demek gibi bir şey. Dil bilgisi kurallarına aykırı. Kaldı ki, ben tiyatrocu olmayı daha çok seviyorum. Tiyatro için afiş asarım, kostüm ütülerim, arkadaşımın sahne arasında kostüm değiştirme zamanı yoksa onu ben giydiririm, elimden gelse dekorları çakarım... Mesleğimizi meslek olarak yapalım önce, cu eklerinden utanmayalım. Sanatçı olup olmadığımıza halk karar versin.


Günümüzde, televizyon dizileri popüler kültürün bir parçası ve birçok tiyatro oyuncusu da dizilerde oynamayı tercih ediyorlar. Böylesi bir durumda, tiyatro oyunlarınızda oyuncu bulmakta zorluklar yaşıyor musunuz?

Çok iyi oyuncularla çalışıyoruz, ancak açıkçası dizi setlerine endeksli yaşamak mesleğe uymuyor... Oyuncunun konsantrasyonunu bozuyor, prova zamanında iyi bir üretim yapmasını engelliyor, oradan oraya koşan oyuncu provaya nasıl konsantre olsun? Role nasıl yenilik getirsin! Beş ay sürecek bir dizi için beş yıl oynayacağı oyundaki başarısını niye gölgelesin! Bu buzdağının görünen yüzü. Görünmeyen yüzü ise, oyuncuların kendilerini kaypak bir zeminde his etmeleri... Dizi biterse, oyun tutar, oyun tutmazsa, dizi tutar gibi bir kadercilik ve kumarcılık felsefesiyle, kendi verimliliklerini düşürüyorlar, inanç sistemlerini zedeliyorlar.

Bazı tiyatro oyuncuları, televizyon dizilerinde oynadıktan sonra, (televizyon sektöründe çok memnun olmuş olacaklar ki) bir daha tiyatroda göremiyoruz. Size göre sebebi ne olabilir?

Tiyatro yapanlar hep kazandı. Dizide popüler olanların şöhretleri çok uzun sürmüyor ne yazık ki, çoğu silinip gidiyor. Öte yandan tiyatro oyuncunun er meydanı. Al Pacino, Meryl Streep, 5 milyon dolar kazandıkları filmlere bazen ara verip, haftada 1500 dolara Shakespeare'de oynuyorlarsa, herhalde bir bildikleri var. Seyirci karşısında kondisyon, konsantrasyonlarını sınıyorlar, beden ve seslerini sıcak tutuyorlar. Yoksa, zaman içinde unutulan bir şeye dönüşüyor oyunculuk.

Ülkemizdeki kadınların, televizyon dizisi merakı malumunuz. Bizler Kadın TV olarak, yaptığımız haberlerle okuyucularımızı tiyatroya gitmeyi teşvik ediyoruz. Peki, kadınların televizyon kumandasını bir kenara bırakıp, tiyatroya gitme alışkanlığı kazanabilmeleri çok mu zor?

Buna katılmıyorum. Kadın alıyor bileti. Televizyon kumandası ise erkeğin elinde... Oysa tiyatroya gitmeyi teşvik eden kişi kadın.... Tabi bunu büyük kentler için söylüyorum. Oysa tiyatro köyde de yapılmalı, kasabada da perde açmalı. Orada erkeği kahveden ve televizyondan yine kadın kaldırmalı.

Oyuncu seçiminde en çok nelere dikkat ediyorsunuz?

Biz bir prodüksiyon tiyatrosuyuz, her oyunda rolün gerektirdiği kişiyi bulmaya çalışıyoruz. Yani elimizdeki oyunculara göre oyun aramıyoruz, ancak bir rolü birine teslim ettiğimizde yeteneği kadar, meslek ahlakı da etkin oluyor.



Bize, sahneye yeni aldığınız ''Zübük'' oyunundan bahsedebilir misiniz?

Aziz Nesin'in klasikleşmiş romanından uyarlanan Zübük, küçük bir ilçede tesadüfen bir partiye girerek, ocak başkanlığından belediye başkanlığına, ardından da milletvekilliğine yükselen bir adamın öyküsü. Halk onun ahlaksız olduğunu biliyor, ama çıkar ilişkileri nedeniyle göz yumuyorlar. Adam hepsini iliğine kadar sömürüyor, bunlar da adam gitsin diye onu yükselttikçe yükseltiyorlar. Korkuları, inançlarına yenik düşüyorlar, din, milliyetçilik, vatan sevgisi filan derken tek bir kişinin sömürülerine alet oluyorlar. Ben filmi izledim yazın... Kurulduğumuzdan bu yana hiç Aziz Nesin oynamamıştık, bu yıl da büyük ustanın doğumunun 100. Yılı. Zübük, her şeyiyle denk geldi. Ama filmden çok farklı bir uyarlama oldu, romanı İstanbul'un hayali bir ilçesi olan Beylikeğrisi'nden ve gelecekten (2016,5) okuduk. Bir seçim atmosferinde yan karakterlerin zengin öykülerini genişlettik. Böylece sadece Zübüğü değil, Zübükleşmeyi de anlatmış olduk.

Yakın zamanda turne olacak mı?

Tabi. Leyla'nın Evi 33. Kez Ankara'ya gidecek 2 ve 3 Şubat'ta... 22 Şubat'ta da 39. Kez İzmir'de perde açacak. Geçtiğimiz yıl oynadığımız Müziksiz Evin Konukları 9, 10, 11 Ocak'ta Urfa, Mardin, Gaziantep'te oynanacak. Zübük ilk turnesini Ankara'ya gerçekleştirdi, tekrar gidecek. 27 Şubat'ta İzmir'de olacak ve tabi ki tüm Türkiye'yi dolaşacak. Avrupa'dan da çok turne teklifi var.



Sponsor bulmakta zorluk çekiyor musunuz?

Ne yazık ki evet. Oysa dünyada tiyatro sektörü devlet, belediye ve sponsorların desteğiyle ayakta duruyor. Kaldı ki, tiyatro sponsorluğu şirket açısından da prestijli ve devamlı bir reklam... Biz hem sponsor bulamıyoruz, hem Kültür Bakanlığı'nın ödeneklerini, politik nedenler ve kin politikasıyla kestiği bir tiyatro olarak ayakta duruyoruz. Sadece seyirci desteği var, çok şükür bol bol seyircimiz var. Ama ayakta durmak için yeterli değil. İster istemez bilet fiyatlarına da yansıyor bu durum. Keşke daha ucuza daha çok perde açabilsek !


Yıllar evvel yaptığınız Dr.Strees programının günümüzde tekrar yayınlanabileceğini düşünüyor musunuz? Şimdilerdeki Türk Televizyonlarındaki programların formatları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Hayır, düşünmüyorum. Özgür bir konuşma ortamıydı, herkes her konuda rahatça, güdümsüzce konuşuyordu. Şimdi insanlarda da bir korku var. Youtube TVKare Kanalı'nda eski bölümleri yayınlıyoruz. İzleyin, Türkiye'de 20 yıl önce neler konuşulmuş diye hayrete düşersiniz. Az televizyon seyrettiğim için, formatlar konusunda bilgim yok. Bunun nedeni televizyonu küçümsemem değil, geceleri genelde tiyatro seyrediyor olmam.


En son Kadın TV'ye neler söylemek istersiniz?

Değer verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.


Röportaj: Ayla Çoban









Yorum Gönder